Nihan Kaya ile Söyleşi

Nihan Kaya

Nihan Kaya

Yazmaya ne zaman ve nasıl başladınız?

Yazmaya okuma yazmayı öğrenir öğrenmez hikayeler yazarak başladım. Piyesler, romanlar ve başka yazılar ilkokulda vesonrasında hikayelere eşlik etti. Altı yaşından itibaren, kendimi gerçekleştirebileceğim en mükemmel yolun yazarlık olduğu net biçimde zihnimdeydi. İdealimin bilincine erken varmam yayın hayatına da erkenden hazır olmamı sağladı. Çocukluğum ve ilk gençliğim boyunca yazarlığa öyle tutkuyla hazırlanmıştım ki, on yedi ve on dokuz yaşları arasında yazdığım ilk romanım, Mustafa Kutlu’nun da dediği gibi, yayınlanabilecek nitelikteydi. Yine de, yayın dünyasına daha sağlam bir giriş yapmak isteyerek bu romanı yayınlatmadım.

Yazarlığa hazırlanmaktan kastınız nedir?

Her şeyden önce çok okumak tabii. Halen, yazdıklarım miktar olarak okuduklarımın yüzde biri bile değildir sanıyorum.

“İçinde yazma hevesi taşıyan gençlere neler tavsiye edersiniz?” diye soracaktım ben de. Önce bol bol okumalarını öneriyorsunuz sanırım.

Doğru. Fakat ben yazar olacak bir insanın bunu mutlaka bildiğine, içinde güçlü biçimde duyduğuna inananlardanım. Öyle ki bu insan bütün yayınevleri tarafından reddedilse, herkes tarafından sadece ağır eleştiriler işitse dahi kendi yazarlığına olan inancı sarsılmayacaktır. Piyasaya güvenini yitirebilir, kendisini kabul ettirmeye çalışmaktan bezebilir, ama yine de yazar olduğunu içten içe bilir diye düşünüyorum. ‘Yazma hevesi’ durumu biraz hafifleştiren bir ifade. Bu durumda, ‘Yazdığınız şeyin iyi olduğundan emin değilseniz yazmayın’ demek isterim.

‘Yazmak’ tanım olarak sizde neyi ifade eder?

Yazmak, bir yazar için varolma biçimidir. Tabii burada yazarlıktan, daha çok kurmaca yazarlığını kastediyorum. Yazmak, beklentilerin, size çizilen sınırların ötesine gitmek demektir. Hatta insanın kendi kendisinin dışına çıkması demektir. Yazmak hayatı, zamanı, mekanı genişletmektir. Yazmak cesarettir. Gelenek, basmakalıp, statüko adına ne varsa ondan bir şekilde ayrılmak, mevcut durumla savaşmak, yine de bunu yaparken son derece ılımlı olmaktır.

Öyküyü roman için bir sıçrama tahtası olarak görenler var. Hem öykü hem roman yazmış biri olarak bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Kimin neyi ne amaçla yazdığını bilemem. Kendi adıma, bildiğim şey, öykü ve romanın birbirinden çok ayrı bakış açıları ve yazma disiplini gerektirdiği. Bu yüzden, bir öykü bana geldiğinde onun roman değil öykü olmak istediğini bilirim. Roman hikayeleri ise içime kendilerinden daha büyük bir şeye bağlanmak, daha geniş bir alanda hayat bulmak arzularıyla birlikte doğarlar. Bu iki türden birini diğerine üstün tuttuğumu söyleyemem, ama doğaları farklıdır ve kendimi öyküden çok romana yakın hissederim. Birinin tadını diğeri vermiyor. Benim yapmak istediğim şeyeyse roman daha uygun çoğu zaman.

Öykücülerin genel olarak dergilerde soluk alıp vermesini, ‘öykü kitaplarının okunmuyor’ oluşunu neye bağlıyorsunuz?

İnsanlar roman okumaktan öyküye göre daha çok keyif alıyorlarsa onları suçlayamayız. Ne de olsa romanlar okuyucuda çoğu zaman daha derin iz bırakırlar. Doğası gereği, bir öykünün roman kadar etkileyici olabilmesi çok zordur. Okuyucu kitap alırken öyküdense romanı tercih ediyorsa içindeki ihtiyaca roman daha uygun düşüyor demektir ki bunu da olağan karşılamak gerek. Bir yazarın da okuyucuya öyküyü romandan daha çok sevdirmek gibi bir hedefi olamaz. Bizim işimiz bize gelen hikayeyi en iyi biçimde yapıtlaştırmak.

Takip ettiğiniz dergiler var mı, varsa hangileri?

Notos, Özgür Edebiyat ve Hayal dergilerini elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum. Bugün ilk kez Film Arası’nı okudum; bundan sonra düzenli olarak almaya niyetlenebilirim. Edebiyat dergisi olmasa da Gerçek Hayat’ı zevkle okuyorum. Geçenlerde Az Edebiyat dergisinden gönderdiler; ondan da keyif aldım. Aşkar’ı okumak istiyorum. Eminim çok sayıda güzel dergiler vardır kaçırdığım. İyi bir dergi okuru değilim maalesef.

Türk ve dünya edebiyatından beğendiğiniz öykücüler kimlerdir? Son zamanlarda okuduğunuz ‘unutulmaz’ bir öykü var mı?

Özellikle beğendiğim öykücüler değil ama öyküler var daha ziyade. Ayfer Tunç’un, Cemil Kavukçu’nun kimi öyküleri böyle. Öykü kitabı deyince, İzzet Yasar’ın Özel Sektör İmamı, Ülkü Tamer’in Alleben Öyküleri, Selim İleri’nin Bir Denizin Eteklerinde kitapları hâlâ beni en çok etkileyenler arasındadır. Gökhan Özcan’ın bütün öykülerini severek okurum. Az yazsa da en enteresan, en orijinal öykücülerimizden biridir bence Özcan. Daha eskilere gidersek, pek bilinmez, ama Halide Edip’in Harap Mabetler kitabında “İmzasız Mektuplar”, “Ana Duyguları” gibi çok etkileyici öyküler vardır. Halit Ziya’nın bazı öyküleri de çok dokunaklıdır. Dünya edebiyatında ise okuyabildiklerimden herhalde en çok Amerikan öykülerine yakınlık duyuyorum. Tobias Wolff’un “The Liar”, Joy Williams’ın “The Wedding” isimli, zannederim Türkçeye çevrilmemiş öykülerine bayılıyorum. Philip Roth, Raymond Carver, James Baldwin, Jayne Anne Phillips, John Updike öyküde önemli isimler. İngiliz edebiyatında, Katherine Mansfield’in “Bliss” (Mutluluk) adlı öyküsü bence öykü sanatının en başarılı örneklerinden biridir. “Bebek Evi” öyküsünü çok sevmeseydim hakkında bu kadar detaylı bir analiz yazamazdım. Son zamanlarda okuduklarımdan ise, Notos’un Nisan-Mayıs sayısında Etgar Keret’in dilimize “İdollere Tapınma” olarak çevrilen öyküsü aklımda yer etmiş. Herhalde iyi bir öykü okuru değilim; dergiden örnek veriyorum.

Günümüzde yazı atölyeleri ve yaratıcı yazarlık kursları var epey. Sizce ne tür bir katkı sağlayabilir bu tür etkinlikler, yazmanın okulu olabilir mi?

Yazmanın tam anlamıyla öğretilebilecek bir şey olmadığını herhalde bu kurslardaki eğitmenler de biliyorlardır. Oralardaki faaliyetlerin içeriğini bilmiyorum, ama yazmanın her insanın içindeki biricik yazarla bağ kurmak demek olduğunu gözetiyorlardır, bu bağı kurmaya yönelik çalışmalar yapıyorlardır ve genelgeçer metodlar önermiyorlardır diye ümit ediyorum.

E-yayıncılık ve e-dergicilik gibi sanal ortam faaliyetleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sanal yayınların geleceği açısından çok ümitliyim. Kindle müthiş bir alet. Yeniliklere kapalı olduğum için kendim de henüz e-kitap okumuyorum, ama zamanla herkesin sanal yayıncılıkla ilgili önyargılarını aşacağını ve Kindle’ın avantajlarını kullanmaya başlayacağını sanıyorum.

Edebiyat ödülleri konusundaki tutumunuz nedir? Bu ödüllerin hâlâ ideolojilere göre veriliyor olması sizi de şaşırtmıyor mu?

Kendi aldığım ödül de dahil olmak üzere hiçbir ödülü çok önemsemiyorum. Bana bu ödülü neden verdiklerini bilmiyorum, ama ben bana ödülü verenlerle aynı ideolojiyi paylaşmadığım için en azından ideolojik nedenlerle değildir diye ümit ediyorum. Sadece ödüllerde değil, genel olarak edebiyat dünyasındaki siyasi kutuplaşma bana çok anlamsız geliyor. Edebiyatı ciddi bir iş olarak benimseyen, ona gerçekten gönül veren kimsenin bir yazarı edebiyatı dışındaki nedenlerle değerlendirebileceğine ihtimal veremiyorum. Herhangi bir duruşu edebiyatın üzerinde tutabilen kimsenin edebiyattaki ciddiyetine güvenemem. Ben siyasi olarak çok da fazla ortak noktamızın olmadığı bir yayınevinden üç kitap yayınladım. Ayrılıklarımız birbirimizi kabullenmemizi, sevmemizi engellenmedi. Keşke kendilerini ‘sol’ olarak tanımlayan kimi yayınevleri de bağnaz dedikleri Dergah kadar açık fikirli olabilse.Dergah dergisinde Nurettin Topçu’nun fikirlerine taban tabana zıt görüşler savunan yazılar yayınladım ben. Bana sadece kucak açtılar.

Yayınlanmayı bekleyen bir eseriniz var mı? Okurlarımız için bir kuple mırıldanır mısınız 🙂

Bu söyleşi yayınlandığı zaman yeni kitabım Fildişi Kuyu piyasada olacak sanırım. Kitap edebiyat, psikoloji ve kadın üçgenindeki yazılardan oluşuyor. Bunun dışında yeni hikayelerimden bir dosyam var. Eğlenceli, ama yine de edebiyattan uzaklaşmayan öyküler. Anlamak için kuple mırıldanmak yetmez; tamamını okumak gerekir diye inanırım. 🙂

Bize tahammül ettiğiniz için teşekkürler, başarılarınızın daim olmasını diliyoruz…

Keyifli sohbetiniz için ben teşekkür ederim.

Nihan Kaya (d. 1 Ağustos 1979) 1999 yılı itibariyle çeşitli dergilerde öykü ve edebiyat yazıları yayınlamaya başladı. Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. 2005’te İngiltere’de University of Essex’e bağlı bulunan Psikanalitik Çalışmalar Merkezi’ndeki (Centre for Psychoanalytic Studies) yüksek lisansını tamamladı. Bu tarihten sonra Avrupa ve ABD’deki akademik konferanslarda Carl Gustav Jung ve sanatsal yaratıcılık üzerine tebliğler sundu, çalışmalar yayınladı. Konuyla ilgili uluslararası derneklerin halen aktif bir üyesi olan Nihan Kaya, Londra’da King’s College London’da yaptığı Karşılaştırmalı Edebiyat (İngiliz ve Alman edebiyatları) doktorasını sürdürmektedir.

Eserleri:
Gizli Özne (Dergah Yayınları, Roman, 2003)
Çatı Katı (Dergah Yayınları, Öykü, 2004, Türkiye Yazarlar Birliği Öykü Ödülü)
Buğu (Dergah Yayınları, Roman, 2006)
Disparöni (Nirengi, Roman, 2008)
Dreaming the Myth Onwards: New Directions in Jungian Therapy and Thought (London: Routledge Publications, Kolektif, 2008)
Fildişi Kuyu: Edebiyat – Psikoloji – Kadın (Nirengi, 2011)

(Habis, S.5, Ekim, 2011)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s